Şifalı bitkiler
Bitkiler dünyası bize sınırsız bir renkler ve biçimler zenginliği sunar. Ama yalnızca bununla yetinmez. Yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan oksijeni, besinleri sağlar ve sağlığımızı korur. Yani bitkiler ve insanlar arasında, insanlık tarihi kadar eski olan, çok yakın bir ilişki vardır. Günümüzden binlerce yıl önce insan, bitkilerin tedavi edici gücünü tanımış ve sağlıklı yaşayabilmek için ondan yararlanmış. Eski Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar tarafından temelleri atılan şifalı bitkilerle tedavi ilmini, daha sonraki çağların insanları da kullanmış ve onu sürekli olarak zenginleştirmişlerdir. Bizim anneannelerimiz de, büyüklerinden öğrendikleri bu tür tedavi yöntemlerini büyük bir gönül rahatlığı ile kullanırlardı.

Free Web Hosting
Google
 

lokman hekim
Efsaneye göre; Misis yöresinde yaşayan Lokman isimli bir hekim bitki ve çiçeklerle konuşmasını bilirmiş.Bu hekim çiçeklerle konuşa konuşa ölüme çare bulmuş.Ancak bir gün, ölümün çaresini yazdığı notlarla Misis Köprüsü'nün üzerinden geçerken Cebrail Melek karşısına çıkmış ve ölümün çaresinin bulunduğu reçeteyi kendisine vermesini istemiş.Ancak Lokman Hekim direnince çok kuvvetli bir rüzgar çıkartarak kağıtların Ceyhan Nehri'ne uçmasını sağlamış.Çiçekler de reçeteyi kaybettiği için Lokman Hekim'e küsmüşler ve ölümsüzlüğün sırrını bir daha ona vermemişler.Ancak; ölümsüzlüğün sırrını yutan Ceyhan Nehri herşeye hayat veren bir su oluvermiş...
(bakınız: ölüm, hayat, rüzgar, çiçek, esin, melek, isim, efsane, herşey, kağıt)
http://nedir.antoloji.com/lokman-hekim/ 

      

Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:


Lokman Hekim doktor ve eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine:


"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş.


Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış.


Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yürük kadını, bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş.


Ağrıları iyice anan adam:


"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş. Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş.


Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.


O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır
ileri
Sitene Ekle
Sitene Ekle